Nalan Yıldırım

1959 doğumlu bir kadın, çocuk, anne, kardeş, eş, arkadaş, mühendis, kamu yönetimi ve siyaset bilimi uzmanı, hipnotist, yoga ve astroloji eğitmeni, felsefe ve psikoloji tutkunu biriyim.  Okumayı, araştırmayı, öğrenmeyi, düşünmeyi, öğrendiklerimi paylaşmayı çok severim. 

Çocukluğumdan beri var oluşun gizemini anlamaya yönelik merakım, hayatımın hiç bir döneminde yatışmadı. Bu merak beni sürekli olarak okumaya, öğrenmeye ve deneyimlemeye iteledi. Zaman içerisinde ağırlıkları değişse de fizikten felsefeye, psikolojiden siyasete, yogadan astrolojiye kadar yaşama dair her şeyi öğrenmeye yönelik ilgim hep canlı kaldı. 

Ancak, öğrendiklerim ve deneyimlerim beni şu düşünceye götürdü:  Hepimiz, kendimizi sosyal, duygusal ve maddi alanlarda güvende hissedebilmek adına mevcut düzenin bize dayattığı ego oyunlarının birer kurbanıyız. Ne yazık ki, büyümek çoğu zaman tüketim toplumunun yarattığı değerleri içselleştirmek ve bu değerlerin pek çoğunun ruhumuzda yarattığı yaraları bastırmak ve görmezden gelmek oluyor ve buna da olgunluk diyoruz. 

Ay bizim koşulsuz sevgi ihtiyacımızı anlatır. Aslında, çoğumuz ömrümüzü kendimizi güvende ve desteklenmiş hissetmek adına koşulsuz sevebilmek ve sevilebilmek arzusuyla geçiririz. En derinde yatan bu ihtiyaç Koşulsuz ilişkiler içinde büyümek, gelişmek, sevilmek ve "ait olmak" ihtiyacıdır. Bunu bulamadığımızda kırılır, üzülür ve korkarız. Ama Ay son noktada bizim kendimizle olan ilişkimizle daha çok ilgilenir. Kendi içimizdeki çocuğa nasıl bir ebeveyn olduğumuz, daha önemlidir. Onu koşulsuz kabulleniyor muyuz? Yargılamadan anlayışla karşılıyor muyuz? İçimizdeki çocuğu destekleyip olgunlaştırıyor muyuz? Bunları yapmıyorsak, ki çoğu zaman en çok kendi içimizdeki çocuğa sağırız dır. Bu durum da, Ay bir türlü göremediğimiz ve sesini bastırdığımız; içimizdeki, naif, kırılgan ve ürkek çocuğun korku dolu çığlıklarını temsil eder. Ve bu çığlıkları, kalbimize “değersizlik” duygusu olarak yerleştirir. Kişisel gelişim de ruhsal dönüşümde esasen koşulsuz sevgi zemininde olur. Annemizden göbek bağımızın kesilmesi ile kaybettiğimiz aidiyet hissinin evrensel aidiyete ve ayrılık duygusunun da birlik bilincine dönüşmesi için, öğrenmemiz gereken en önemli ders; içimizdeki çocuktan referans alarak yaşamın tüm diğer unsurlarına şefkat ve merhametle cevap verebilmektir. Aksi taktirde Ay bizi, değersizlik, ayrılık ve aidiyetsizlik duygusunun yarattığı korku ile çarpar. Doğum haritalarımızda Ay ile temsil edilen ihtiyaçlarımızı karşılayamıyorsak eğer, zaten Güneş ve Yükselen burcumuzun negatif özellikleri ile de boğuşuyoruz demektir. Bu nedenle Ay burcumuz, doğum haritamızdaki Güneş dahil diğer enerjilerimizi nasıl kullandığımız konusunda çok etkilidir. Şöyle düşünelim. Mesela; Güneş, yükselen ve diğer gezegenler bir tren ise, Ay o trenin makine dairesi gibidir. O düzgün çalışmazsa eğer, tren ya hiçbir yere varamaz yani yolunu kaybeder. Ya da kendi yolunda düzensiz ilerler. 

Sonuçta hepimiz, sevilmeyeceğiz, parasız, güvencesiz kalacağız, güç ve etki sahibi olamayacağız korkusuyla, içimizdeki naif kırılgan ve sevgi dolu çocuğun sesine kulaklarımızı tıkıyoruz.  Hepimiz koşulsuz sevilmeyi isteyen içimizdeki çocuğun, spontane neşesini yok ediyor ve onun korku dolu çığlıklarını bastırmak için daha fazla güç ve etki peşinde koşuyoruz.

Tabi ki, bunca kargaşayı içinde barındıran dünyamızda, kaostan bir düzen çıkartmak, mutlu ve huzurlu bir yaşam kurmak ömür boyu süren bir çaba ve idrak gerektiriyor. Tüm çabamızı, ego oyunlarından özgürleşip, evrenin ve/veya tanrının düzenini yansıtan ruhumuzla temasa geçmek için harcamak zorundayız. 

 

Hala bilgi ve deneyimlerimi artırmaya çabalıyorum ancak yol bir ömre sığmayacak kadar uzun. Durmadığımız ve ilerlediğimiz sürece yolun her noktası değerli. 

 

Neden Ay Çarpması?

© 2023 by Personal Life Coach. Proudly created with Wix.com

  • Black Facebook Icon
  • Black Instagram Icon

0312 215 95 59

0532 692 04 65

Bişkek Caddesi 37/2 Emek, Ankara